03-03-2016
Yüksek Mimar Mehpare Evrenol: ''Mimarlık bir tutku işidir…''

Yüksek Mimar Mehpare Evrenol: ''Mimarlık bir tutku işidir…''

Çocukluğundan beri mimarlık tutkusuna sahip olan Evrenol Architects kurucusu Yüksek Mimar Mehpare Evrenol, projeci mimar olmayı hayallerinin tutkusu sebebiyle seçtiğini söylüyor.Projeleriyle fark yaratan ve bu projeleri çeşitli ödüllerle taçlandırılan Evrenol, “Her projemizde çıtayı yüksekte tutmaya çalışıyoruz.” diyor ve ekliyor:“Türkiye mimarlığının dünya beğenisine çıkması ve MIPIM’de 10 ödülden 2’sini ofisimizin alması, ülkemizde iyi işlere imza atıldığına dair kullanıcıya ve işverene güçlü bir imaj sağladı. Bu vizyonu geliştirmek için büyük çaba sarf ediyoruz.”

 

İlk olarak sizi yakından tanıyalım. MehpareEvrenol kimdir?
İzmir doğumluyum, orta öğrenimimi İzmir Amerikan Koleji’nde tamamladım. Çocukluğum İzmir ve Ankara’da geçti. Mimar olma serüvenim çok küçük yaşta binaların yükselişini seyrederken başladı. Ankara, o zaman yükselen bir şehirdi. Bir arazide birtakım kütlelerin yükselmesi ve sonunda esaslı bir şekle bürünmesi, hatta insanların yaşamını belirleyecek ve yaşamlarının bundan böyle sürdürecekleri yerler olması beni çok etkiledi. Onun arkasında çok büyük bir güç gördüm. Galiba o güce vuruldum. Sonra küçük yaşta ailemin ev alma sürecinde mimari çizimin nasıl olduğuna tanık oldum. Mimar olmayı hep hayal ettim. Çok sevdiğim hobimi iş edinmiş oldum, bu yüzden günlerce sabahlamak, uykusuz kalmak ya da tekrar baştan başlamak beni çok fazla etkilemedi. Mimarlık, yapısı gereği sabır işidir, biz mimarlar hakikaten iğneyle kuyu kazıyoruz. Bundan kesinlikle şikâyetçi değilim, bu işimin bir parçası.

Bir zamanların Devlet Güzel Sanatlar Akademisi şimdilerin ise Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nden mezun oldum. Onun için sanatın içinde öğrendim bu mesleği. Okumaya başladıktan sonra mimari estetiğin içinde tekniğin ne kadar önemli olduğunu anladım. Her mimar gibi statik ve betonarme derslerini kısmen kırarak okudum ama ondan sonra kaçırdıklarımı kapatmak için yıllarca çok uğraştım. Ne kadar önemli olduğunu, iş ortaya çıkmaya başlayınca pratikte öğrendim. Güzel imkânlarım oldu. Çünkü beş yıl kadar öğretim görevlisi-asistan olarak okulda çalıştım. Bu, teoriyi çok geliştiren, sosyolojik ve psikolojik yapıların- grupların iyi tahlil edilebileceği zamanlardı. Ondan sonra da kendimi pratiğin ortasında buldum. Uzun yıllar eşimle ortak büromuz oldu. Pratiği yaşamaya başlayınca malzemeler, mekanikler ve strüktürler büsbütün önem kazandı. Sanat, sosyal bilimler, ekonomi ve teknolojik gelişmeleri birbiriyle harmanladığı için mimarlığın zengin tarafının olduğunu söylemek mümkün. Bu bakımdan, tüm bunları şirketimize taşıyan bir yapı edindiğimizi düşünüyorum.

‘Mimar olmayı hep hayal ettim’ dediniz. Peki, çocukluğunuzda ya da ileriki dönemlerde, kendinize öncü olarak belirlediğiniz mimarlar yada mimari yapılar var mı? Bu durumu tetikleyen şey neydi?
Kesinlikle oldu. Açıkçası eğitime başladıktan sonra ‘Cumhuriyet’in Bir Numaralı Mimarı’ olarak düşündüğüm Sedat Hakkı Elden Hocamızın çok etkisinde kaldım. Kendisi, Türkiye’deki tradisyonel mimariyi fark edip bunun öğelerini yakalayıp modern mimariye taşımış bir şahsiyettir. Onun yaptığı şaheserleri gördükçe her defasında hayranlık duydum ve konsepti kendiişlerimde oldukça uygulamaya çalıştım. Bunun haricinde, organik mimari beni çok etkilediğinden, yurtdışında gördüğüm bir takım mimari eserler beni çok etkiledi. Özellikle gençliğimde fark ettiğim AntoniGaudi ve Avusturyalı Ressam ve Mimar olan FriedensreichHundertwasser’den büyülendiğimi hatırlıyorum. Tabi bu mimarlar, insanı içine girdiğinde kendini çok özel hissettiren binalar yapabilen mimarlar.

Sizin değiminizle; şantiyece, özel veya kamu kurumlarında proje yönetiminde, mimari malzeme ve pazarlama sektöründe yer almayıp ‘Projeci Mimar olmayı seçmenizin sebebi nedir?’
Projeci mimar olmayı hayallerimin tutkusu sebebiyle seçtim diyebilirim. Başından beri, çocukluğumdan beri bu tutkuya sahiptim. Resmen bir işe tırnaklarımı geçirirdim, dizaynını yapabilmek ve o yapıyı ayağa kaldırabilmek hususunda. Tabii, zaman geçince ve kendi projelerimi ayağa kaldırmaya başladıkça, gördüm ki zamanımın çoğunluğu iş idaresi ve personel yönetimi gibi süreçlerin kararlarıyla geçiyor. Onun için böyle çıplak dizaynr mimar olmak nasıldır bilmiyorum. Tekrar başa sarsam, ‘Acaba büyük bir şirketin baş mimarı olur muydum?’ diye de düşünmüyor değilim açıkçası… Ama o zaman da imza yetkim olmayacaktı, bu hiç bir zaman tam olarak cevaplayamayacağım bir soru döngüsü.

EvrenolArchitects’ten bahsedelim… Misyonunuz ve vizyonunuz hakkında bilgi edinelim…
Mimari tarzımızı belirleyen konu, master planla başlıyor. Hedefimiz, şehirde spontan bir şekilde oluşmuş ve sanki kendiliğinden oluşmuş bir şehir parçası gibi yorumlanan yeni bir yerleşim oluşturmak. Bu belki de mimariye verdiğimiz önem ve tanımladığımız en önemli girdi olarak başlıyor. Hedefim, belli bir tarzın koruyucusu ve devamı olarak bina yapmak değil, her konsepte, her yere ve duruma göre değişik, birbirini tekrar etmeyen, her seferinde bir yeniliğin peşinde koşan; ama yeniliğin peşinde koşarken insan hayatına tecavüz etmeyen, insan hayatını, gündelik yaşamını zenginleştiren dizaynlar yapmak.

EvrenolArchitects’teMehpareEvrenol olarak, mimarlık da yapıyorum, projeleri geliştirmeye yardımcı da oluyorum. Diğer taraftan hiç eğitimini almadığım halde şirketi de yönetiyorum. Bu durumda iş idaresi, muhasebe ve hukuk gibi konuları da öğrenmek durumundayım. Yani mimari büro kalemi ele alıp, bir takım müşterilerin isteklerini projeye dönüştürmekle yürütülmüyor. Mimari bürolar için kanun önünde büyük sorumlulukları olan işyerleri diyebiliriz.

EvrenolArchitects’ten bahsetmişken kadronuzu es geçmek doğru olmaz. Kadronuz ve çalışmalarınız hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Kadro konusu benim çok önem verdiğim bir konu. Bizimle yola çıkan arkadaşların kendilerini daha iyi geliştirmelerine fırsat vermeye çalışıyoruz. Zamanı gelince onları buradan sevgiyle uçurmayı ya da birlikte uzun soluklu çalışmalara imza atmayı amaç ediniyoruz. Bu yüzden çalışan ortalamamıza göre oldukça yüksek bir sirkülâsyona sahibiz. Bundan yola çıkarsak; burada sadece projeler yapmak için bir araya gelmiyoruz, burada bir yaşam döngüsü var. Yaşamın kıymetini anlayarak birbirimizle iyi geçinerek verimli işler ortaya çıkarıyoruz. Daha ziyade çalışanlar ve işveren olarak değil de hayatımızın belirli noktasında yaşamları kesişmiş insanlar olarak görüyorum bizleri.

Yurtiçi ve yurtdışı projelerinizden bahsetmek gerekirse bizlere neler aktarırsınız?             
Yurtdışına karşı bir hevesimiz var, yurtdışıyla ilgili mutlaka çalışmalar yapmak istiyoruz. Çünkü bu konuda kendimizi çok yetkin buluyoruz. Her projemizde çıtayı yüksekte tutmaya çalışıyoruz. Çıtanın yükseldiği enternasyonal olarak da onaylandığında, kendi kendini aşmak konusunda bize ciddi bir ivme getirmektedir. Türkiye mimarlığının dünya beğenisine çıkması ve MIPIM’de 10 ödülden 2’sini ofisimizin alması ülkemizde iyi işlere imza atıldığına dair kullanıcıya ve işverene güçlü bir imaj sağladı. Bu vizyonu geliştirmek için büyük çaba sarf ediyoruz.

Yurtdışında yürüttüğümüz projelerimizden de bahsetmek isterim. Biri, Mekke’de, tüm koordinasyon sorumluluğunu da üstlendiğimiz JabalOmar Development yatırımı olan, ticari alana da sahip Westin ve Shereton Otel projesidir. Diğeri de Saudi Arabistan’da Abha Kentinde açılacak olan KingKhalid Üniversitesi’nin Tıp Yerleşkesi Yönetim Binası projesi. İki proje için de grubu ve profili farklı ayrı bir departman kurduk ve adına Evenol DETAIL dedik. İlk başlarda yurtdışında konsept projelere uygulama veriyordu EvrenolDetail. Şimdi aynı durum ülkemize yansıdı. Mevcut durumda sistem şöyle işliyor: Yatırımcıdan talep geliyor, elinde ruhsat projesi var ama uygulama projesi yok. Temeller atılmış, beton dökülmüş ancak projeler hayata geçirilebilecek gibi değil. İşte bu noktada EvrenolDetail ile kusursuz imal edilecek bir uygulama projesi hayata geçiriliyor.

Söylediklerinizden hareketle, mesleğin zorluklarından Türkiye özelinden dem vuracak olursak, neler söylersiniz?
Mimarlık, ekonomiyle doğrudan doğruya ağır göbek bağı olan bir meslek, eğer yatırım varsa mimari de vardır. İnsanlar zamanında çamurlardan da kafalarını sokacak yerler yapmışlar ama bu gün, yoğun nüfuslu yerlerin kamusal gereklerini de sağlamak için mimari, kaçınılmaz olarak görünen bir yüzü bu işin. Tabi arkasında güçlü bir ekonomik söylem ve kapital var. Eğer yoksa da zaten mimari de yoktur ya da çok zorlanıyordur. Aslında mimariden önce kentsel yapılaşmadan ve şehircilikten bahsetmek gerekir. Ülkelerin ne kadar imkânı varsa o kadar yaşanılası yerler haline geliyor. O yüzden zengin ülkelerdeki mimari imkânlarla fakir ülkelerin mimari yapıları arasında büyük fark var.

Türkiye özeline gelecek olursak; özellikle beni çok zorlayan konulardan biri, yıllardır oturmamış kanun ve yönetmelikler… Her ay birkaç tanesi değişiyor ve bu durum bizleri çok zorluyor. Ben kendi adıma bahsedecek olursam, mimari yapıları çirkinleştiren ve yıllar önce konmuş imar kanunlarıyla boğuştum. Bu yanlış kanunlar bizleri de estetik erozyona uğrattı. Çünkü belirlenen ölçülere uymak adına, çok büyük yapılara tuhaf çatılar koymak zorunda kaldık. Bir diğerinden bahsedecek olursak, kanunların sürekli değişmesi sebebiyle projelerimizi elde tutamaz hale geldik.

Peki, mimar olarak karşılaştığınız teknik sorunlar hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Aslında şöyle bir düşününce çok fazla olduğunu söyleyebilirim. Özellikle genç mimarların karşılaştığı bir sorundan söz etmek istiyorum. Müşterilerin istediği fakat yanlış olan şeylere sırf genç olmaktan kaynaklı olarak sizi dinlemeyecekleri için müdahale edememek. Söylediklerini mecburen yapıp, sonunda kendisinin de beğenmediği projelere imza atmak zorunda kalmak gibi problemlerimiz var. Ya da müşteriler keyfi olarak, bir yerlerde gördükleri ve birbiriyle uyumu olmayan dizaynları bir araya getirterek,  mimarı kötü projeye yapmaya zorlayabiliyorlar. Tabi bunu sadece mimarlar belli bir seviyeye ulaşmadan yapabiliyorlar. Söylemlerinin arkasında durabilecek pozisyona geldiklerinde, mimarlar bu gibi durumlara karşı çıkabiliyorlar.

Sizce mimari tasarım konusunda Türkiye olması gerektiği yerde mi? Kentsel dönüşümden yola çıkarak, konu dâhilindeki değerlendirmenizi alabilir miyiz?
Mimari tasarım konusunda çok büyük eksiklerimizin olduğunu düşünüyoruz ama her şeyden önce şehirlerimizde planlama eksiği, mimari eksikleri katlayarak geçiyor. Türkiye’ye baktığımızda gördüğümüz bir mimari profil mevcut. Bu durum, mimarsız on yıllarca kaçak yapılan yapılardır ve bunun sorumlusu kesinlikle mimarlar değildir. Global pazarda Türkiye'nin artan inşa faaliyetleri ve inşaat sektörü çok dikkat çekiyor. Son yıllarda oldukça kaliteli yapılar gerçekleştiriliyor. Projelerin belli bir seviyenin üstüne çıkmasında vizyon sahibi gayrimenkul yatırımcılarının büyük katkısı var. Yüksek hayalleri olan yatırım grupları var; bizim de iş yaptığımız Sinpaş bu konuda tam bir örnek. Bir mimarın arkasında iş vereni varsa, ona inanıyor ve destekliyorsa, orada mimarinin gelişmesinden, adım atmasından, farklılaşmasından bahsedebiliriz.

İnşaat sektöründe daha çok yatırımcı, müteahhit yani parayı yöneten kesim ön plana çıkarılır. Mimarisi kime aittir buna pek dikkat edilmez. Aslında edilmezdi desem daha doğru olur, son yıllarda bu yönde bir bilinç geliştiğini söylememiz mümkün. Çünkü inşaat potansiyelinin yükselmesiyle beraber mimari öne çıkmaya başladı. Mimarinin öne çıkmasıyla da mimarların adı daha bilinir olmaya başladı. Bu yönde bir bilinç oluşmasının biz mimarlara ve mimariye önemli katkılar sağlayacağını düşünüyorum. Mimarlığımızın doğru yaklaşıma ihtiyacı var.

Kentsel dönüşüm olarak adlandırılan aslında "bina yenileme" konusudur. Kentsel dönüşüm arsa fiyatlarını aşırı yükseltti. Örneğin TEM'in her iki yanı ofis ve işyeri olması gereken bölgelerdir. Konuta uygun değildir. Fakat yatırımcı konut yapıp sattığı zaman kar edebiliyor. Dolayısıyla konut yatırımı diğer yatırımların çok önüne geçti. Mevcut durumda ofis, çalışma alanı, ticari alan, depo, otel vb. olması gereken alanlara konut yapılıyor. Çünkü konut satıyor. Kent merkezlerinde ise tekil müteahhitler birkaç daire satarak riskleri düşürüyor ve bina dönüşümü gerçekleşiyor. Halkın bu konuda büyük bir talebi var. Bu talep ilgili devlet kurumları tarafından doğru planlanmalı, doğru uygulanmalı.

Diğer yandan, arsa payı her türlü mekaniği yenilenmiş, depreme dayanıklı üretilmiş dairenin ederi gibi anılıyor. Yatırımcının gerçekleştirdiği yatırımın sanki hiç kıymeti yokmuş gibi bir tutum sergileniyor. Bir bakıma herkes arsasına olmadık bir değer biçiyor. Bu durum sonunda piyasayı kilitleyecek boyuta ulaşacak. Ancak bunun ne zaman olacağını kestiremiyoruz. Nitekim fiyatı bir milyon TL olan, ancak dolap kapağı elde kalan, zemin malzemesi kötü, orası burası dökülen dairelerle karşılaşıyoruz.

Son olarak eklemek istediğiniz farklı bir ayrıntı var mı?
Mimarlık kesinlikle bir tutku işidir. İyi bir mimar olmak isteyenlerin, bu işi kesinlikle çok sevmeleri gerektiğini düşünüyorum. Eğer çok sevmiyorlarsa ‘projeci mimar’ olmasınlar. Mimari alanda faydalı olunabilecek çok fazla mimari iş var ve zaten sektör çok geniş. Sürekli kendileri geliştirmeye açık değillerse bu işin yanına bile yaklaşmasınlar. Çünkü projeci mimar olmak çok fazla gelişime açık olmayı, okumayı, gezmeyi, görmeyi ve araştırma yapmayı gerektiriyor. Mimarlık, özellikle sabır ve dikkat isteyen bir iş ve matematiği, geometriyi, estetiği ön planda tutunca verimli oluyor. Mesela ben estetiği geometriden ayıramıyorum. Aslında bakarsanız çok estetik heykellerde bile esaslı bir g


Yükleniyor...
Yükleniyor...