20-04-2016
Prof. Dr. Mehmet İnel : “Betonarme inşaat işi ile uğraşan insanların betonarme davranışının temel ilkelerini iyi kavraması gerekmektedir”

Prof. Dr. Mehmet İnel : “Betonarme inşaat işi ile uğraşan insanların betonarme davranışının temel ilkelerini iyi kavraması gerekmektedir”

Pamukkale Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Yapı Ana Bilim Dalı Başkanı ve Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet İnel’den düşük ve orta yükseklikteki betonarme yapıların deprem performanslarını etkileyen faktörler ve yapısal düzensizlikler gibi konular başta olmak üzere mevcut yapılarımızın deprem davranışları ve performansları ile ilgili çok değerli bilgiler aldık.

 

İlk olarak kendinizden ve akademik kariyerinizden bahseder misiniz?
Lisans öğrenimimi Ortadoğu Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümünde, Yüksek Lisans ve Doktora öğrenimimi Amerika Birleşik Devletlerinde University of Illinois at Urbana Champaign’de tamamladım ve 2002 yılında Pamukkale Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümünde yardımcı doçent olarak göreve başladım. 2007 yılında doçentlik ünvanını aldım, 2013 yılından bu yana da Profesör olarak görevime devam ediyorum.

2003 yılından bu yana Kamu Yapılarının Depremsellik İncelemeleri ve Güçlendirilmeleri ile ilgili Denizli, Aydın, Muğla ve Kütahya illerinde aktif olarak çalışmalarda yer almaktayım. İdari görev olarak daha önce bölüm başkan yardımcılığı ve Fen Bilimleri Enstitüsü Müdür yardımcılığı görevlerinde bulundum. Şu an Yapı Ana Bilim Dalı Başkanlığı ve Bölüm Başkanlığı görevlerini yürütmekteyim.

Yürüttüğünüz projelerden bahsedelim…
Düşük ve orta yükseklikteki betonarme yapıların deprem performanslarını etkileyen faktörler, kamu yapılarının deprem performansları, yapısal düzensizlikler gibi konular başta olmak üzere mevcut yapılarımızın deprem davranışları ve performansları ile ilgili konularda 3 adet Tübitak projesi, 12 adet Bilimsel Araştırma Projesinde projesinin yürütücülüğünü yaptım. Mevcut ve yaşlanan yapıların risk değerlendirmesi konularında 2 adet Leonarda Da Vinci projesinde de araştırmacı olarak görev aldım. Bunların yanı sıra 2011 Simav Depremi sonrası Simav İlçesi ve Çevresinde Bulunan Orta Hasarlı Binaların Teknik Açıdan Güçlendirme Yapmaya Uygun Olup Olmadığının Tespiti ile ilgili çalışmayı Başbakanlık Afet ve Acil Durum Başkanlığı ve Kütahya Valiliği ile birlikte yürüttüm. Toplumsal katkı çerçevesinde 2003-2007 yıllarında Denizli ve çevresinde kamu binalarının depremsellik inceleme ve güçlendirme, 2010 yılından bu yana da Kütahya ve çevresinde eğitim yapılarının depremsellik inceleme ve güçlendirme çalışmalarında aktif olarak yer almaktayım. Özellikle Kütahya’daki eğitim yapılarının büyük çoğunluğunun depremsellik inceleme çalışmaları tamamlandı ve şu an güçlendirme uygulamaları devam etmektedir.

Sekiz katın altında yüksekliğe sahip ‘düşük ve orta yükseklikteki’  binaların oluşturduğu betonarme yapıların performanslarının yetersizliği ile ilgili neler yapılabilir? Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?
Düşük ve orta katlı binalar ülkemiz mevcut yapı stokunun çok büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Sismik açıdan incelendiğinde, bu tür yapıların davranışsal özellikleri nedeniyle en riskli grupta yer aldığı söylenebilir. Ülkemizde son 25-30 yılda meydana gelen depremlerde gözlemlediğimiz hasarlar ve hasar nedenleri benzerdir. Genel olarak malzeme kalitesi, detaylandırma kusurları, işçilik hataları, projelerin uygulanmaması, denetim eksikliği başlıca hasar nedenleridir. Bunların yanında kent nüfusunun hızlı arttığı 1970 ve 1980’li yıllarda yapılan betonarme yapıların çoğu mühendislik hizmeti almamıştır. 1971 ile 1992 yılları arasında çok büyük depremlerin olmaması nedeniyle mühendislik hizmeti almanın önemini ön plana çıkmamış ve bu yıllarda yapılan yapılar ciddi bir risk grubu oluşturmaktadır. 1992 Erzincan, 1995 Dinar, 1999 Kocaeli ve Düzce, 2003 Bingöl, 2011 Simav ve Van depremlerinde oluşan hasarların en büyük nedeni düşük veya orta yükseklikteki konut tipi yapılardır.

Bu yapı grubu ile ilgili yapılabilecekler değerlendirildiğinde ya doğal sürecine bırakarak yenilenmesini bekleyeceksiniz ya da çözümler bulmaya çalışacaksınız. Deprem açısından yetersizliğe sahip yapı stokunun doğal ekonomik sürecini tamamlaması sonucunda tamamen kendiliğinden yenilenmesi uzun zaman alacaktır. Bu durum deprem riski yüksek bir coğrafyada bulunan ülkemiz için sürdürülebilir değildir. Bu nedenle yapı stokunun sistematik olarak değerlendirilmesi ve anlamlı bir öncelik sıralaması belirlenerek yapı stokunun güvenli hale getirilmesi gerekmektedir. Kamu yapılarında bir öncelik sıralaması ve kurumların sorumluluğunda ele alınarak değerlendirilecek binaların güçlendirilmesi düzenli ve kolay şekilde yapılabilir. Bununla ilgili çalışmalar artarak devam etmekte olsa da daha alınacak uzun bir yolumuzun olduğunu düşünüyorum. Fakat konut türü yapılarda kaçak ve ruhsatsız yapıların varlığı ile özel mülkiyet durumu göz önüne alındığında daha karmaşık bir durum söz konusudur. Bu yapıların depreme güvenli hale getirilmesinde elbette yükümlülük yapı sahibine ait ise de devletin öncülük ederek bir takım kolaylıklar sağlaması gereklidir. Bu anlamda yerel yönetimlerin daha aktif rol alması kaçınılmaz olacaktır. Belediyeler tarafından bölgesel bazda basit tarama çalışmaları yapılarak riskli yapılar ile ilgili öncelik sıralamaları belirlenebilir. Daha sonraki aşamalarda riskli olduğu düşünülen binalar daha ayrıntılı incelenebilir. Belediyeler veya meslek kuruluşlarının öncülüğündeki oluşumlar ile bu aşamanın mal sahiplerine olan maliyetleri azaltılarak daha cazip hale getirilebilir. Riskli olduğu belirlenen yapıların güçlendirmelerinin ekonomik olup olmadığı belirlendikten sonra devlet güçlendirme veya yenilemeyi cazip hale getirici adımlar atmalıdır. Kentsel dönüşüm kapsamında yenileme ile ilgili destekler mevcut olsa da rant değeri yüksek bölgeler dışında uygulaması yok denecek kadar azdır. 

23 Ekim ve 9 Kasım 2011 Van Depremlerinin yapısal hasar değerlendirme raporu çıkardığınızı biliyoruz. Peki, bu raporda öne çıkan önemli ayrıntıları bizlerle paylaşır mısınız?
Van depremi sonrası gerçekleştirilen incelemelerde, geçmiş yıkıcı depremlerde gözlenen yapısal eksikliklerin başlıca hasar nedeni olduğu söylenebilir. Özen gösterilmeyen birleşim bölgeleri ve donatı kenetlenme hataları, kolon yanal donatılarının birleşim bölgesinde devam etmemesi ve filiz boylarının yetersiz olması düşük yanal ötelenmelerde dahi toptan göçmelere neden olmuştur. Gedikbulak İlköğretim Okulu binası bunun en acı örneklerinden birisidir. Düzenli taşıyıcı sisteme sahip az katlı ve yüksek oranda betonarme perde bulunmasına rağmen birleşim bölgesi detaylandırma kusurları ve katlar arası donatı kenetlenme boyunun çok yetersiz olması nedeniyle yapı tamamen yıkılmıştır.

Ülkemizde birçok bölgede olduğu gibi Van ve çevresinde de kötü beton kalitesi, bitişik nizam binalarda yetersiz derz boşlukları, yetersiz sargılama ve detaylandırma kusurları yüksek hasar düzeyinin nedenleri arasındadır. Buna ek olarak okul, hastane gibi kamu yapılarında bilinçsiz yapılan bant pencereler gevrek kolon hasarlarına yol açmıştır.Bölgede yapılan incelemelerde birçok binada otopark veya daha geniş alan oluşturmak gibi mimari gerekçelerle taşıyıcı elemanların tahrip edildiği hatta kesildiği gözlenmiştir. Ayrıca çatı kalkan duvarlarının kolon ve hatıl bir çerçeve içerisinde yapılmaması nedeniyle deprem sırasında birçok kalkan duvar kısmen ya da tamamen yıkılmıştır. Yapıdan düşen bu tip parçalar yaralanmalara hatta ölümlere neden olabilmektedir.

Betonarme Prefabrik Yapıların Deprem Dayanımı hakkındaki araştırmalarınıza dayanarak neler söylemek istersiniz?
Prefabrik yapılar hızlı inşa edilebilmesinin avantajıyla sanayi sektöründe tercih edilmektedir. Bu tip yapıların ön üretim tekniği ile hazırlanması nedeniyle malzeme kalitesi ve mühendislik hizmetleri açısından belirli bir standardı yakaladığından bahsedilebilir. Ancak özellikle 1999 Kocaeli depreminde birçok prefabrik sanayi yapısının ağır hasar aldığı hatta yıkıldığı gözlemlenmiştir. DBYBHY-2007 şartlarına göre üretilen prefabrik yapılar deprem güvenliği açısından daha az risk taşımaktayken, özellikle 1990’lı yıllarda üretilen mevcut yapı stokunun sismik performansları büyük bir soru işaretidir. 2007 deprem yönetmeliğinden önce inşa edilen prefabrik yapılarda genellikle tek pimli birleşimlerin kullanıldığı görülmektedir. Yetersiz yanal rijitliğe sahip ve birleşim bölgeleri mafsallı olarak üretilen bu tip yapıların performans değerlendirmesi yapılırken birleşim bölgesi kesme güvenliği ve makas devrilme tahkiklerinin de gerçekleştirilmesi büyük önem arz etmektedir.

Prof. Dr. Mehmet İnel olarak, yapı sektörüne ulusal ve uluslararası alanda sayısız makale kazandırdığınız. Buradan hareketle, çalışma alanınızı baz alarak; Türkiye’deki yapılarla yurtdışındaki yapıları kıyaslayacak olursak, değerlendirmeleriniz nasıl olur?
Değişik zaman dilimlerinde yapılan yapılar arasında deprem riski bulunan yapı stoku her ülkede mevcut olup, bu oran ülkemizde daha fazladır. Ülkemizde hızlı kentleşme nedeniyle kontrolsüz yapılan yapıların oranı bu olumsuz tablonun en önemli nedenlerindendir. 1975 öncesi deprem yönetmeliklerimiz kapsamlı ve etkin kullanımda değilken, 1975 yılından sonra yürürlükte olan deprem yönetmeliklerimiz yeterli olup asıl sorun yönetmeliklerin gerektiği gibi uygulanmamasıdır. Yukarıda bahsedildiği gibi hızlı kentleşme nedeniyle mühendislik hizmeti almadan kentlerimizde hızla yükselen özellikle sekiz ve daha az kata sahip binalar riskli yapı stokunu oluşturmaktadır. Bu denetimsiz yapılaşma 1990’lı yılların sonuna kadar devam etmiştir.

Denetimlerin yapıldığı ülkelerde riskli yapı grupları belirlenip üzerinde çalışma yapılacağı zaman yönetmeliklerden yola çıkarak belirlenir. O yılda geçerli yönetmeliklerin uygulandığından emin olabilirsiniz. Örneğin Amerika’da 1960’lı yıllardan önce yapılan yapıların risk grubunda olduğu düşünülerek bir çalışma yapıp o yapılarla ilgili önlemler ve yapılması gerekenler hakkında bir çalışma yapabilirsiniz. Ülkemizdeki durum ise oldukça karmaşık olup, yönetmeliklere uyum konusunda ciddi bir denetimin olduğundan emin olamıyor ve dolayısı ile 2000’li yıllara kadar yapılan yapıların büyük çoğunluğu ile ilgili kesin bir yargıda bulunamıyorsunuz. Bu durumda 2000’li yıllardan önce yapılan yapıların hepsini taramanız gerektiği sonucu ortaya çıkıyor. Bu da altından kalkılabilecek bir durum olmaktan çıkıp, küçük adımlarla ve süreklilikle ilerleme kaydedebileceğiniz bir durum haline geliyor.

Yurtdışındaki yapılaşma ile ilgili dikkat çeken diğer bir unsur iş merkezleri ile konut bölgelerinin ayrık olmasıdır. Şehir merkezindeki hareketli bölgede bulunan iş merkezleri bölgesi çok katlı binalardan oluşmaktadır. Ülkemizde çarpık kentleşme nedeniyle dar bir alanda yaşam alanlarının yetersiz olduğu çok katlı betonarme binalar konut olarak kullanılırken, yurt dışındaki konutlar daha sakin bölgelerde ülke kültürüne bağlı olarak az katlı ahşap, yığma veya karma sistemlerden oluşmaktadır.

Türkiye’deki betonarme yapıları değerlendirmenizi istesek, bizlere neler aktarırsınız?
Betonarme bilinmeyenlerin fazla olduğu karmaşık bir davranışa sahiptir. Yapılan küçük hataları tolere edebilen bir özeliğe sahip olmakla birlikte bazı temel hatalar betonarme yapılarda yaşanan kayıpları daha da ağırlaştırmaktadır. Bu nedenle betonarme inşaat işi ile uğraşan insanların betonarme davranışının temel ilkelerini iyi kavraması gerekmektedir. Bu insanlara önemli kavramların ve hatalar neticesinde oluşabilecek durumların iyi anlatılması son derece önemlidir. Betonarme yapılarda süneklik için detaylandırmanın önemi iyi vurgulanmalıdır. Örneğin kolonlarda kullanılan etriye aralıkları kolon alt ve üst uçlarında daha sık aralıklarla, orta bölgelerde ise daha seyrek aralıklarla konulur. Uygulamada bütün kolon boyunca eşit aralıklarla aynı sayıda etriyenin kullanılması durumunda usta açısından düşünülen aynı miktar demirin kullanılmış olmasıdır. Oysa betonarme davranışı açısından sünek tasarım gereklilikleri yerine gelmemiştir. Bazı durumlarda etriyeler yerinde kullanılıp, bunların tel ile boyuna donatıya iyi bağlanmaması durumunda etriyeler beton dökümü sırasında yerinden oynayıp aralıklar açılacak ve fonksiyonunu yerine getiremeyecektir. Bunlar basit bir detaylandırma kusuru olmakla birlikte deprem sırasında ciddi hasar nedenleri arasındadır.

İnşaat Mühendisi olma yolunda ilerleyen öğrencilere tavsiyeleriniz/önerileriniz nelerdir? Sizce sektöre katkıda bulunmak adına ne gibi çalışmalar yapmaları gerekiyor?
Teknolojinin gelişmesi, öğrencilerimizin teknolojiye olan duyarlılığı ile birlikte inşaat mühendisliği ile temel kavramları öğrenmede sorunların olduğunu düşünüyorum. Belki de öğretme yöntemlerinde de değişiklikler yapmamız gerekiyor. Ancak öğrencilerimizin çoğunluğunda inşaat mühendisliği dendiğinde, bilgisayarda paket programlarla yapılan bir iş akla gelmektedir. Derslerdeki temel kavramlar yerine piyasada kullanılan programları öğrenme çabasında olduklarını görüyorum. Oysa bu programların sadece birer araç olduğu hususunun ve girdi parametreleri ile çıktıların iyi okunması ve bilinçli kullanılması gerektiğinin bilinmesi son derece önemlidir. İnşaat Mühendisi adayı öğrenci arkadaşlarımın temel kavramları öğrenip, kendilerini hem bilgisayar donanımı hem de yabancı dil açısından geliştirmeleri iş hayatlarındaki gelecekleri açısından önemli olacaktır. Ayrıca öğrencilik ile birlikte öğrenmenin bitmeyeceğini meslek hayatı boyunca devam edeceğini bilmeleri gerektiğini hatırlatmak isterim.

 

Son olarak değinmek istediğiniz farklı bir ayrıntı var mı?
Depreme dayanıklı yapıların üretilebilmesi, yalnızca bir mühendislik sorunu değildir. Ülkemiz ekonomisinin lokomotifi olan inşaat sektörü ticaretin doğası gereği en çok talep görecek ve en hızlı satılabilecek konutlar üretmektedir. Burada konut sahibi olmak isteyen insanların yani bizlerin talep ve beklentilerinin oldukça önemli olduğunu belirtmek gerekir. Maalesef çoğu kez konut satın alırken mimari ve estetik kaygılarımızı can güvenliğimizin önünde tutuyoruz. Bizler öncelikli olarakdepreme dayanıklı konutlar talep etmeliyiz ki, inşaat sektörünün de bir binayı üretirken birinci önceliği bu konu olsun.


Yükleniyor...
Yükleniyor...