30-05-2017
Tasarım Fikirlerinin Evrilmesinde ‘Malhan’ Etkisi

Tasarım Fikirlerinin Evrilmesinde ‘Malhan’ Etkisi

Ebeveynleri mimar ve sosyolog olan Koleksiyon Tasarım ve Marka Direktörü Koray Malhan tasarımın, mimarlığın, toplumsal ve felsefi akımların hep gündemde olduğu aile ortamını geleceği için avantaja çevirmiş bir isim. Faruk Malhan gibi usta bir ismin evladı olmanın da verdiği disiplin ve mesleki kültürle büyüyen Malhan, tasarımı anlayabilmek için kültüre bakmanın önemine inanıyor. Hayalleri somut gerçekliğe dönüştürme imkânı sunan bir alan olduğu için ve önünde Faruk Malhan gibi bir isim olduğundan tasarımı tercih ettiğini kaydeden Malhan, tasarımın uyandırdığı hissiyatı şu sözlerle dile getiriyor: “Tasarım, her kaynaktan beslenebildiğiniz ve öğreneceklerinizin hiçbir zaman bitmeyeceği bir dünya benim için.”


Öncelikle sizden bahsedelim. Koray Malhan kimdir?

1972’de Ankara’da doğdum. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde başladığım endüstri ürünleri tasarımı eğitimimi 1995’te Londra’da Ravensbourne Tasarım ve İletişim Bölümü'nde (Ravensbourne College of Design & Communication) tamamladım. 2000’e kadar Koleksiyon’da tasarım projelerinde görev aldım ve daha sonra şirketin marka ve ürün direktörlüğünü üstlendim. 

2002’den bu yana tasarım projelerinin geliştirilmesi, yabancı tasarımcı ve stüdyolarla çalışmalar ve markanın iletişimi ile ilgili konularda çalışmalarımı sürdürüyorum. Koleksiyon çatısı altındaki yeni yapılanma doğrultusunda 2012 yılı itibariyle Koleksiyon Tasarım ve Marka Direktörlük görevini ve bu kapsamda markanın tüm ofis ürün ailesini ve temalarını yönetiyorum. 

Neden tasarım desek?

Koleksiyon 1972’de kurulan bir marka. Diğer yandan annem sosyolog, babam ise Koleksiyon’un kurucusu mimar Faruk Malhan. Dolayısıyla tasarımın, mimarlığın, toplumsal ve felsefi akımların hep gündemde olduğu, konuşulduğu bir ortamın içine doğdum diyebilirim.. Keşfetmeye, hayal etmeye ve üretmeye izin veren, hayalleri somut gerçekliğe dönüştürme imkânı sunan bir alan olduğu için tercih ettiğimi söyleyebilirim.

Oldukça güzel açıkladınız doğrusu… Peki, Koleksiyon ile aranızdaki ilişkiyi nasıl tanımlıyorsunuz? Koleksiyon olarak tasarımlara bakış açısınız nasıldır?

Koleksiyon’u bir yönetici-aile şirketi olarak değil de, içinde farklı görevlerle dolaştığımız esnek fakat sistemli bir yapı olarak tanımlayabilirim.

Tasarımı anlayabilmek için kültüre bakmanın önemine inanıyorum. Ürünleri tasarlama sürecinde pazara veya rekabete bakmak yerine zamana ve insanlara bakmayı tercih ediyoruz. Zamana baktığınız zaman içinde yaşadığımız dönemi etkileyen iktisadi, ekonomik, sosyolojik değişimleri görebiliyorsunuz. Tüm bu değişimlerin hayatlarımız ve bizler üzerindeki etkilerinin çalışma ortamlarına da yansıması gerektiğini düşünüyoruz.  Aslında bir ofis tasarımı söz konusu olduğunda “Renkler ne olmalı?”, “Mobilyalar neye benzemeli?” sorularının ötesinde çok farklı sorular soruyoruz. İnsanların çalışırken performe ettikleri alandan nasıl bir servis almaları gerektiği ile ilgileniyoruz. Mobilyaların insanlara servis etmekle yükümlü olduğu, bu servisi nasıl vermeleri gerektiği ve değişimlere nasıl uyum sağlamaları gerektiği üzerine düşünüyoruz. İlham kaynağımız ise hayat. Hayat nasıl değişiyorsa biz de ondan ilham alarak yaptıklarımızın sabit kalmamasına ve projelerimizi zaman içindeki dönüşümlere açık olacak şekilde kurgulanmasına gayret ediyoruz.   

Peki, yıllara bağlı olarak tasarım anlayışınızın değiştiğini söylemek mümkün mü?

Çok değişti diyemem ama kesinlikle evrildiğini söylemek mümkün. En çok etkileyen faktör Faruk Malhan oldu. Onun yanı sıra okuldan edindiğim tecrübeler de benim için çok faydalı oldu. Özellikle mesleki eğitimimi alırken en çok tasarım tarihi hocamdan etkilenmiştim. Hocamız bize zamanı, zamanı etkileyen kişileri, tarihçileri, ressamları, müzisyenleri, edebiyatçıları ve felsefecileri tanıtmaya çalıştı. Kitaplarını bol bol okutarak yaklaşımları üzerinde durdu. Bizde o açlığı yarattı. Dolayısıyla tasarlanan objeden çok onun arkasındaki fikir ve aslında onu hayata geçiren diğer faktörleri aramak benim tasarım sürecimde etkili oldu. Bu kendi içinde evrildi ama bu bakış açım hiç değişmedi. Şu an daha çok köklendi diyebiliriz. Bunun yanı sıra müzisyenler, koreograflar, dansçılar, yönetmenler, şairlerden de çokça ilham alıyorum. Onların da benim ustalarım olduğunu düşünüyorum. Tasarım anlayışımın evrilmesinde her birinin eşsiz etkileri olduğunu söyleyebilirim.

Sizin de bahsettiğiniz üzere, önünüzde Faruk Malhan gibi bir usta var. Belki onun yönlendirmeleri de tasarım anlayışınıza etki etmiştir. Yanılıyor muyum?

Faruk Malhan’ın benim üzerimde en etkili kişi olduğunu söylemekle başlamak isterim. Çocukluğum mimari bir çevrede geçti, çocukluğumdan beri tasarımın, imalatın, üretimin içindeydim. Babamla kurduğumuz iletişimde sorduğum soruların cevabını hep benim vermemi istedi. Matematik öğretirken bile tasarlardı, “sen bunu nasıl çözersin”, “şimdi ne yapmak lazım” gibi cümlelerle yanıtları bulmamı sağlardı. Benimle birlikte diğer kardeşlerimde de süreç böyle işledi. Tasarıma yaklaşımında da yine bu bakış açısı vardır. Ürünün ya da çıkan son parçanın değil, tasarımında neyi hayata geçirdiğine bakar. Ben de bundan oldukça etkilendim. Zaman içerisinde bu düsturu aldığımı fark ettim.

Tasarımlarınız ile kullanıcılar arasındaki ilişkiyi neye göre belirliyorsunuz? Bu bağlamda tasarımlarınız ile kullanıcılar arasında nasıl bir ilişki kurduğunuzu söyleyebiliriz?

Koleksiyon olarak çalışma ortamlarının kurgusunun dekorasyondan öte olduğunu göstermek istiyoruz. Yeni ofis tasarımlarımızı “Self-Organised Workplace” yani “Kendini Kurgulayan Çalışma Alanları” teması altında sunduk. Bir çağı anlama gayreti, alışılmışı sorgulayıp yeni iş araçlarının, ofislerinin ve kuşakların isteklerini göz önüne alıyoruz. Bu tasarımlarımız ile çalışma alanında insan zihni ve bedenine dair daha önce sorgulanmamış alanlara dair sorular soruyoruz. Ofis tasarımlarımızda 21. yüzyılın dilini anlamaya yönelik yaklaşımları göz önüne alıyoruz. Bu çağın gerekleri ve kuşakların iş alanından bekledikleri de alıştığımız ofis düzeninden artık farklı. Şimdiki gençlerin nasıl yaşadıkları, nasıl iletişim kurduklarına bakarak yarının çalışma kültüründe öncü olma yolunda adımlar atıyoruz. Bu jenerasyon zamanının çok büyük bir kısmını tablette ya da bilgisayarda geçiriyor. Çalışma alanlarındaki ve kurgularında esneklik yaratan tasarımlarımız da bu çalışma tarzına katma değer sunuyor.

Yabancı tasarımcı ve stüdyolarla çalışmalar ve markanın iletişimi ile ilgili konularda çalışmalar yürüttüğünüzü söylemiştiniz. Bu yöndeki çalışmalarınızı biraz daha açar mısınız?

Koleksiyon olarak yurt içi ve yurt dışından tasarımcılar ve tasarım ofisleriyle iş birlikleri yapıyoruz. Bu isimleri f/p design, Studio Kairos, Sezgin Aksu, Silvia Suardi, Metrica, Heinrich Iglseder, Gerhard Reichert, Gernot Oberfell, Jan Wertel, Luca Scacchetti, Marco Penati, Alev Ebuzziya, Belkıs Balpınar, Metrica, Defne Koz, Andreas Krob olarak sıralayabiliriz. Dünyanın çeşitli kültürlerinde yaşamış, beslenmiş tasarımcılarla işbirliği yaparak daha evrensel bir bakış açısı sağlamış olduğumuzu ve bunu tasarımlarımıza da yansıttığımızı düşünüyoruz.

Son olarak eklemek istediğiniz farklı bir ayrıntı var mı?

Koleksiyon, son olarak Almanya’nın Düsseldorf şehrinde açılan yeni merkez mağazamızla birlikte bugün yurt dışında 32 noktada finanstan eğitime, ofislerden ortak alanlara uzanan farklı sektör ve mekânlara yönelik çeşitli tasarım çözümleri sunuyoruz. Fakat bunu sadece üretim ve hizmet olarak değil; geleceğin çalışanlarını anlamak, iş yapış şekillerimizi sorgulamak üzere düşünmeye de davet ediyoruz. Koleksiyon’un son yıllarda sunduğu yenilikçi ofis temalarının ardındaki düşünsel temeli anlatan “Design&Pathos” başlıklı bir konferansla bugüne kadar 25 ülkede 12 bini aşkın mimara ulaştık. Hem Türkiye’deki birbirinden farklı platformlarda hem de yurt dışında gittiğim her ülkede sunmaktan büyük keyif alıyorum. Konferansın içeriğinde “Biz neyi, neden ve nasıl üretiyoruz? Ürettiklerimizin çevreyle etkileşimi nasıl gerçekleşiyor?” gibi soruların önemine değiniyoruz. Fonksiyonellik ve insanın yaşayış, iş yapış biçimlerini, etkileşimlerini sorgulamak üzerine düşünmeliyiz diyoruz. Bu, sadece mobilya yaparak mümkün değil. Bu yüzden sadece tasarım disiplinini değil, tasarımın farklı disiplinlerle olan etkileşimini, disiplinlerarası diyaloglarını da incelemek lazım. Bu konferans, aslında müzik, semiyoloji, dil bilimi ve mimari teorileri birlikte inceleyip insan aklının yolculuğunu, neresinde olduğumuzu ve tasarımın buradaki duruşunu ele alıyor. Bu diyalogların altını çizdiği önemli bir konu da, modernizmle birlikte hayatımıza giren izleyicinin de işin içine girmesi. Bir eser ortaya çıkınca kapalı kalmıyor, bakan da izleyen de işin içine katılabiliyor. Müzikte, resimde artık birçok sanatta böyle. 2017’nin yeni ofis tasarımı konsepti olan Self-Organised Workplace / Kendini Kurgulayan Çalışma Alanı’nın da bu anlayış çerçevesinde katılıma açık öneriler sunmak üzere şekillendi.


Yükleniyor...
Yükleniyor...