23-06-2017
Dinamik ve İlerici Mimari Tasarım Olgusu “iki design group”

Dinamik ve İlerici Mimari Tasarım Olgusu “iki design group”

“iki design group” olarak, kalıplaşmış veya tekdüze olmayan bir mimari anlayışa sahip olduklarını söyleyen iki design group Kurucu Ortağı Murat Kader özgün, birbirinden bağımsız ve ihtiyaçlara yanıt verebilen tasarımlara odaklandıklarına dikkat çekiyor. Henüz küçük yaşta kendiyle ilişkilendirdiği mimarlık disiplini yaklaşımından yola çıkarak; bütün mesleklerin birbirini besleyen, bütünleyici bir rol oynaması gerektiğini düşünen Kader, bu bağlamda mühendisliğin maksimum işlevselliğini, şehirciliğin bütüncül yaklaşımını ve mimarlığın verimli estetiğini harmanlayan bir tasarım ortaya koyabilmenin önemli olduğuna inanıyor.

 

İlk olarak kendinizden bahseder misiniz? Neden mimarlık?

İnşaat mühendisi olan rahmetli babam Selim Kader’in hayatımdaki değerli rolü sayesinde, küçük yaşlarımdan itibaren mimar olmayı hayal ettim; tüm adımlarımı aynı istikrar ile atıp, mesleğime bilinçli bir altyapı oluşturduğuma inanıyorum. Çağcıl prensiplere ve dinamik ruha sahip bir mimarım. Aynı şekilde Sema Eser, için de aynı inanç ve bilinç temel oluşturmuş olmalı ki, ortak noktada buluşup birlikte kurmuş olduğumuz iki design group çatısı altında birçok başarıya imza attık ve atmaya da devam ediyoruz.

Peki, mimari yaklaşımınızın temelini oluşturan şey nedir?

Mimari yaklaşımımızın kalıplaşmış veya tekdüze bir dili yok, sonuçta mimarlık sosyal, fenni ve aynı zamanda artistik bir meslek; konum ve gerekliliklere bağlı olarak özgün, birbirinden bağımsız ve ihtiyaçlara yanıt verebilen tasarımlar yapıyoruz. Eğer her projede mutlaka göz önünde bulundurduğumuz kriterleri soracak olursanız öncelikle yapı fonksiyonu her ne olursa olsun son kullanıcının tüm ihtiyaçlarını detaylı gözden geçiren, ergonomi ve estetiği bir arada sunan, güvenli ve samimi, kaynak tüketimini minimumda tutabilen yapılar projelendiriyoruz. Tasarımın projeye değer katabilmesini, tasarlanan her metrekarenin maksimum verimliliği sağlayabilmesini önemsiyoruz. Nitekim “maksimum verimlilik” dediğimiz noktada müşterilerimizle bu paydada ortak noktada buluşuyor olmak, sonuç odaklı tasarımımıza büyük bir avantaj kazandırıyor. Mimari yaklaşımımızın bazı temel izleri de cam, mermer ve ahşap gibi malzemelere, sıcak bulduğumuz için, projelerimizde sık sık yer vermemiz ve tasarımlarımızdaki ışık ve geçirgenlik müdahalelerimiz olabilir.


Edindiğimiz bilgilere göre iki design group’u kurma hikâyeniz oldukça ilginç. Hatta belki geçmişteki ezeli rakibiniz olarak adlandırabileceğimiz Sema Eser Özsaruhan ile şu an ortaksınız. Kısaca bu süreçten bahseder misiniz?

Sema Eser Özsaruhan ile İstanbul Teknik Üniversitesi’nde aynı dönemde okurken karşılıklı girdiğimiz rekabeti mezuniyet derecelerine taşıdığımız; o dönemlerde birbirimize hiç de sıcak bakmadığımız bir gerçek. Mezuniyetin ardından Viyana ve Boston’daki deneyimlerimle birlikte İstanbul’a geri döndüm ve katılmayı planladığım bir yarışmaya, değerli Gülsün Hocamızın; Sema ile katılmam gerektiği konusundaki ısrarı ile başlıyor maceramız. Az önce de bahsettiğim gibi; aynı bilinç, amaç ve hedef ile beslediğimiz altyapımızın, farklı özelliklerimizle buluşması ve uyumlanması sayesinde hem o günkü yarışmayı kazandık hem de iki design group’un temellerini birlikte attık. Şimdi ise 22. yılımızı kutlamanın gururunu yaşıyoruz.


Mühendislik, şehircilik ve tasarım konularını göz önüne alacak olursak, tasarımlarınızı oluştururken hangi hususları esas aldığınızı söyleyebilirsiniz?

Babamın inşaat sektöründe olması ile küçük yaşta ilişkilendirdiğim mimarlık disiplini yaklaşımından yola çıkarak; bütün mesleklerin birbirini besleyen, bütünleyici bir rol oynaması gerektiğini düşünüyorum. Mühendisliğin maksimum işlevselliğini, şehirciliğin bütüncül yaklaşımını ve mimarlığın verimli estetiğini harmanlayan bir tasarım ortaya koyabilmek kolay değil. Yani; bütün ölçekleri ve disiplinleri bir arada öngören dinamik ve ilerici mimari tasarım olgusu asıl değerli olan… Öncü ve dinamik bir yaklaşım ise, ancak deneyimle bütünleşen bir süreç. Nasıl ki, teknik beceri ve bilgi birikiminin yeterli olmadığı mimari yaklaşım, ancak yaşam bilgisi ve deneyimlerin eklenmesiyle zenginleşebiliyorsa, şunu gururla söyleyebilirim ki; ofisimizdeki temel değerlerimiz ve tasarım anlayışımız bu olgu üzerine kurulu…

Bir de yerli ve yabancı iş ortaklıklarımız, danışmanlarımız ve tedarikçilerimizin katkısı elbette göz ardı edilemeyecek kadar önemli. Farklı deneyimlerin buluşup birbirini tamamladığı, becerilerin zenginleştiği verimli bir ortam, her türlü tasarımın bir bütünlük içinde gerçekleştiği bir ortamdır ki; her bir projelerimizde bunun izlerine rastlayabilirsiniz. Master planlama, mimari tasarım, iç mimari, ürün tasarımı, modelleme, planlama ve proje yönetimini tek bir çatı altında toplamak ve az önce bahsettiğim bütüncül bir tasarım anlayışını işlevsel, ilham verici ve “zamansız” olarak sonuçlandırmanın ofisimizin güçlü yönleri olduğunu düşünüyorum.


Son yıllarda karşılaştığımız çevre ve enerji yönetimlerine yönelik düzenlemeleri, imar yönetmeliklerini ve kentsel dönüşüm mevzuatlarını bir mimar olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünyadaki kentsel dönüşüm uygulamaları gösterir ki bugün modern planlama anlayışının vaz geçilmez unsuru halk katılımının sağlanmasıdır. Kentsel dönüşüm; ülkemizde deprem, gecekondu, altyapı eksikliği gibi farklı konulara dayandırıldığından yalnızca “mekânsal bir iyileştirme” olarak algılanmaktadır. Fakat “yerinde dönüşüm” konusunda başta yerel yönetimler ve sosyal bilimciler artık bütüncül planlar geliştirmeye başladı.

Yine çevre enerji konularını kapsayan yönetmeliklerimiz de gayet açık ve uygulamaya dönük. Ancak halkla bir araya gelinen toplantılar, sürekli olarak takip ettiğimiz yurt dışı uygulamaları, yasal düzenlemenin eksiklerinin kapatılması üzerine sunulan değişiklikler, bugün kentsel dönüşümü hızla uygulanabilir hale getiren tecrübeler oldu.

Gelecekteki uygulamalarda ise yerinde dönüşümün, çevre ve enerji tasarrufu tekniklerinin gerekli olup olmadığı değil, hak sahiplerine dönüşüm alanında konut verildikten sonra toplumun farklı grupları arasında dönüşüm sonrası ortaya çıkabilecek çatışmalar; enerji kaynaklarının tüketiminin birebir bireye ve topluma vereceği hasarlar, geleceğimizi tehdit eden hızlı uygulamalar tartışılmaya başlanacaktır. Bu özellikle akademide yakın dönemin esas konusu olabilir, bana kalırsa dönüşümün hassas boyutu da budur. Yerinde dönüşümde “sosyal, mekânsal ve ekonomik entegrasyon” hedeflemek gerekiyor. Ben mevzuatların bu tür konularda geliştirilmesi gerektiğini, teknik konularda içeriğin gayet açıklayıcı ve kapsamlı olduğunu düşünüyorum.

Unutmayalım ki bir mekânda yaşayan birey veya halkın mülk sahipliliği değil de kültürü, eğitim düzeyi, farkındalığı, demografik ve toplumsal yapısı zenginleşebilmeli, işsiz veya dar gelirli vatandaşın hayat kalitesini arttırmaya yönelik adımlar atılabilmeli, mekân kalitesi ve insan kapasitesinin aynı anda geliştirilmesi sağlanmalıdır. Hemen ardından çevre ve enerji kaynaklarına karşı duyarlılık, daha kaliteli ve güvenli mekânsal arayışlar ortaya çıkabilir, temel ihtiyaçlar karşılanabildiğinde zaten kendiliğinden, halkın içinden ve gönüllülüğü ile çözüm arayışları ortaya çıkabilir.


Şehir planlaması konusunda sektörü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şehir planlama, Türkiye’de 60 yıldır hala rayına oturmaya çalışan bir disiplin; dünya nüfusu hızla artarken, Türkiye’deki nüfusun da aynı paralellikte artmasının yanı sıra kır-kent arasında hızla bozulan denge hem planlama disiplinini hem de mimarlığı baskılayan bir noktaya vardı. Büyük şehirler ölçeğinde, hatta İstanbul ölçeğinde ele alırsak, kentsel dönüşüm ile bu baskının önüne geçilmeye çalışılıyor. Ki, baskıyı önleme niyetinden öteye geçerek bunu; modern ve sürdürülebilir olan “akıllı binalar” sayesinde “akıllı şehirler” kavramı ile avantaja dahi dönüştürebiliyor. Hem planlama hem de mimarlık disiplinleri açısından sektörün 2000’li yılların öncesi ile karşılaştırıldığında çok hareketli ve canlanmış bir döneme girdiğini söyleyebilirim.

Tamamen planlı ve entegre bir tasarım yapmak İstanbul’da hiç kolay değil, biliyorsunuz İstanbul’un çevre düzeni planını yapan İstanbul Metropoliten Planlama Merkezi deneyimi bunun zorluğunu bizlere bir kez daha gösterdi, bugün planlama disiplini erken ve hızlı atılım gösteren ilçeler bazında kentsel dönüşüm aracılığı ile uygulamada yer bulmaya çalışıyor.


2016’nın bir nevi, kentsel dönüşüm yılı olduğunu söyleyebiliriz. Peki, 2017’nin ilk çeyreğini geride bırakırken, bu yılda da kentsel dönüşüm trendinin artarak devam edeceğinin tespitini yapabilir miyiz?

Özellikle 2014’ten bu yana tasarladığımız projelerin çoğunluğu master plan ölçeğindeki kentsel dönüşüm projeleri oldu, halen bu trend devam ediyor; 2017’nin ilk çeyreğinde ofisimize gelen projelerin yüzde 50’si de kentsel dönüşüm projesidir. Üst ölçekli kararlar ve belirlenen vizyon da ülke bütününde bu trendin devam edeceğinin işaretlerini veriyor.


Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?

Yıllardır sektörün içindeki bir mimar olarak; günümüz tasarım yaklaşımlarının 21. yy kentlerine yakışır olmasının gerekliliğine inanıyorum. iki design group olarak; teknoloji ve estetik değerler ışığında, mühendislik, planlama ve mimari tasarım becerilerini buluşturmaya çabalıyoruz. Danışmanlarımız, yerli ve yabancı teknik iş ortaklarımızla, tek değil çok aktörlü bir çalışma prensibi ile yenilikçi yaklaşımımızı ortaya koymaya çalışıyoruz. Biliyoruz ki; birey ve toplumun ihtiyacı doğru belirlenmiş ve cevapları doğru bulunmuş projelerin içinde yaşamları kolaylaşacak ve zenginleşecektir.

 

 


Yükleniyor...
Yükleniyor...