01-08-2020
Erdem Ertuna: Kendi Teknolojisini Büyük Oranda Üreten Türkiye İklimlendirme Sektörü, Yerli ve Yabancı Yatırımlarla Geleceğe İlerliyor

Erdem Ertuna: Kendi Teknolojisini Büyük Oranda Üreten Türkiye İklimlendirme Sektörü, Yerli ve Yabancı Yatırımlarla Geleceğe İlerliyor

Erdem Ertuna, gerek inovatif ürünleri ve hayata geçirdiği projeler ile iklimlendirme sektöründe liderler arasındaki yerini almış köklü kurumsal firmalar bünyesinde, gerek Türkiye İMSAD, İSİB, İSO gibi sektöre yön veren önemli STK’ların çatısı altında başarılar göstermiş duayen isimlerden biri…20 yılı aşkın bir süredir, fikirleriyle sektörde pek çok yeniliğe kapı aralayan Erdem Ertuna ile sektörünün nabzını tuttuk. Türkiye’de üretilen iklimlendirme teknolojilerini, değişen rekabet koşullarında değişen pazarlama stratejilerini, dijitalleşmeyi ve sektörün geleceğini konuştuk.

Isıtma, soğutma ve havalandırma cihazlarında Türkiye iklimlendirme sektörü, hangi teknolojileri satın alıyor?

Türkiye’de ısıtma, soğutma ve iklimlendirme teknolojilerinin yoğun şekilde kullanıldığı bir pazarımız var. Dünya pazarında teknoloji çeşitliliği değişiklik gösterse de Türkiye’nin iklim yapısından dolayı, dünya pazarında var olan neredeyse bütün teknolojiler Türkiye’de kendisine yer buluyor. Türkiye aslında teknolojiyi satın alan bir ülke değil. Gerek yerli gerekse de yabancı yatırımlarla teknoloji buraya geliyor. Burada geliştiriliyor. Bugün sektörümüzde, birçok Ar- Ge merkezi var ve Türkiye’de üretilen, geliştirilen teknolojiler, Türkiye dışındaki üretim hatlarında da kullanılır durumda.

Bugün sektördeki tüm ürünlerimiz, dünyadaki teknolojilerle yarışabilir seviyedeki ürünler. Yatırım avantajları ve pazarın büyüklüğünden dolayı, hem ısıtmada hem soğutmada hem havalandırmada yabancı firmaların Türkiye’de yatırım ve ortaklıkları oldukça fazla. Aynı zamanda yerli üretim ve ihracatımızla da iklimlendirme sektöründe Avrupa ve yakın coğrafyamızın üretim üssü olduğumuzu söyleyebiliriz. Şu ana kadar gelinen süreçte, 5 milyar Euro olan ihracat hedefinin karşılığında 4.5 milyar Euro geçilmiş durumda. Sizin de bildiğiniz gibi, iklimlendirme sektöründe ana pazar, Avrupa… Avrupa pazarları da hareketli olursa, iklimlendirme sektörü 2020 toplamında da başarılı bir yıl çıkartabilir.

Yani, “Türkiye, hiçbir şeye ihtiyaç duymadan iklimlendirme cihazlarını kendi içerisinde üretebilir” diyebilir miyiz?

Yüzde yüz yerli değiliz, ama yerlilik oranı çok yüksek bir sektör olduğumuzu söyleyebiliriz. Türkiye’de üretimi hiç yapılmayan ya da üretimi çok az olan ara mallar ile bazı malzemeler var. Bunların Türkiye’de üretimini yaygınlaştırarak yerli üretimimizi artırmaya yönelik İSİB çatısı altında gerçekleştirilen üniversite – sanayi iş birliği üzerine projeler var. DOSİDER’in de bu konuda çalışmaları var. İstanbul Sanayi Odası 2018’den sonra bu konuya ciddi yatırımlar yapmaya başladı. Meslek liseleriyle sanayicileri bir araya getiren çok güzel çalışmalar yapmaya başladı. Bundan sonraki süreçte, sektörün çok daha iyi yerlere gideceğini düşünüyorum. Gelecekte yabancı yatırımcılar da Türkiye’ye gelmeye devam edecektir.

Yabancı yatırımcılar için Türkiye’nin sahip olduğu avantajlar nelerdir?

Türkiye iç dinamikleriyle, potansiyeli yüksek bir pazar. Pandemi sürecini yaşarken bir miktar duraklama olsa da hızlı bir toparlanma sürecine girildi. Bugüne geldiğimizde iklimlendirme dahil birçok sektör, pandemi öncesine dönmüş gibi faaliyetlerine devam etmeye başladı. Bu büyük bir potansiyel. Ayrıca, Avrupa Birliği’ne en yakın pazarlardan biri, Türkiye… Güvenilir üretim yapabilecek, kaliteli iş gücüne sahip ve güvenilir lojistik noktalara sahip olmasıyla, güvenilir sevkiyat yapılabilecek bir ülke. Batı Asya, Kuzey Afrika, Orta Doğu, Rusya, ciddi pazarlar. Bu pazarların gelecekteki potansiyelleri de büyük. Coğrafi konumuyla Türkiye, bu pazarlar ile Avrupa Birliği’nin arasında yer alıyor. Bu nedenle yabancı firmalara Türkiye’de üretim yapmak, ciddi avantajlar sağlıyor.

Çağımızın koşulları gereği dijitalleşme, önemini her geçen gün daha da artırıyor. Özellikle yüz yüze iletişimin büyük oranda kısıtlandığı pandemi sürecinde, dijitalleşmenin satın alma süreçlerine etkisi; satın alma sürecinde dijitalleşmenin hem kullanıcılara hem üretici firmalara sağladığı kolaylıklar neler oldu?

Dijitalleşme sadece üretimin veya ürünlerin dijitalleşmesi değildir. İletişimin de, süreçlerin de, çalışmanın da dijitalleşmesi gerekir. Pandemi döneminde Endüstri 4.0’ı unutmuş kadar az konuştuk. Tamamen ilişki, iletişim ve çalışma boyutunda dijitalleşmeye odaklandık. Çok daha yavaş gelişmesi beklenen dijitalleşme süreci, pandemi döneminde çok daha hızlı bir şekilde işlemeye başladı. İş süreçlerinin dijital altyapı oluşturarak nasıl uzaktan ve hızlı bir şekilde yönetilebileceğini düşünürken pandemi bu konuda itici güç oldu.

Dijital pazarlama, e - ticaret, online müşteri deneyimi gibi kavramlar, satış ve pazarlama dünyasında ve şirketlerin hayatında küçük bir yer tutarken, pandemi ile birlikte bu kavramların hayatımızdaki önemi arttı. Var olan dijital altyapıların ihtiyaç halinde çok hızlı bir şekilde geliştirilebildiğini gördük. Sosyal izolasyon sürecinde, evden çıkmadan tüm ihtiyaçlarımızı karşılayabileceğimizi, bunun da çok konforlu olabildiğini gördük. Dijital altyapıyla müşterilerle ilişki kurulabildiğini gördük. Bütün bu değişimler, pandemi sonrasında da hız kesmeyecek ve gelişmeye devam edecektir.

“Pandemi Endüstri 4.0 için de bir itici güç olacak”

Dijitalleşmenin bir diğer önemli ayağı da Endüstri 4.0. Bu konuda yatırımlar devam ediyor. Dünya ticaretinde gelecekte de rekabetçi olmaya devam etmek için; bu yatırımlar tüm sektörler için kaçınılmaz. Diğer yandan pandemi, üretim hatlarında da önemli bir problem. Üretim tesislerinde çalışanların güvenliğini sağlayabilmek, teması minimuma indirebilmek çok önemli, bu yüzden hem üretimde dijitalleşme ve güvenlik için yeni ve hızlı çözümler üretilmesi gerekiyor.

Endüstri 4.0’ın gelişimiyle pek çok farklı iş alanı da ortaya çıkacak. Bu değişime uyum sağlayabilmek için en önemli ihtiyacımız, eğitim… Meslek liselerinden üniversitelere; üniversitelerden, şirket içindeki eğitim faaliyetlerine kadar pek çok araçla, Endüstri 4.0’ın ülkemizdeki altyapısı hazırlanmalı ve çalışanlar, öğrenciler donanımlı hale gerilmeli. Buna yönelik yatırım yapan firmalarda eğitim konusunda ciddi çalışmalar yapılıyor.

Eğitimlerin, okul müfredatlarına dahil edilmesi için ise biraz daha zaman gerekiyor. Bu konuda harcanan ciddi bir çaba var.

Mimarlık, mühendislik ve inşaat sektöründe çalışan birçok uzmana; planlama, tasarlama, inşa ve yönetim aşamaları için fikir ve araçlar sağlayan, akıllı, üç boyutlu model tabanlı bir süreç olarak tanımlayabileceğimiz Yapı Bilgi Modelleme Sistemi (Building In Information Modeling – BIM) üzerinde ISKAV, Türkiye İMSAD gibi önemli derneklerin çalışmaları sürüyor. BIM sisteminin iklimlendirme sektörü açısından önemini size sorsak, neler söylersiniz?

Türkiye olarak bizler, uluslararası pazarda, projelerde gelecekte de var olacaksak, burada da hizmet ve ürün ihracatımızı geleceğe taşıyacaksak, ana pazarımız Avrupa ise, BIM’in Türkiye’deki gelişimi bir zorunluluktur. Çünkü uluslararası bir projelerdeki büyük müşavir firmalar mutlaka bir modelleme ile çalışıyor. BIM’de yoksanız, ne kadar iyi ürünlere sahip olursanız olun, görülmüyor, bilinmiyorsunuz.

Türkiye’de çalışmalar biraz geç başladı. İMSAD ve İSKAV , BIM’e yatırım yapıyor. Bilgi birikimimiz de az değil. Türkiye’de BIM konusunda uzman çok değerli tasarımcılarımız var. Uzmanlarımızın sayısının artırılması lazım. Aynı şekilde şirketlerimizin de bu konuda yatırımlarını artırması gerekiyor. BIM konusunda çalışmalara biraz geç başladık. Ancak bu çalışmalar devam ettiği müddetçe önemli yollar kat edilecektir. Kaybımızın çok büyük olacağını düşünmüyorum.

Değişen ülke koşullarına bağlı olarak, ihtiyaçlar da sürekli bir değişim içerisinde. Değişen ihtiyaçlar, değişen algı, değişen talepler de satış ve pazarlama stratejilerinde birtakım yenilikleri zorunlu kılıyor. Artık ürünün teknik özelliklerinin anlatıldığı reklamlar yerine, ürünün bize hikayelerle anlatıldığı reklamlar görmeye başladık. Hikayeleştirmenin müşteri deneyimine etkisi nedir?

İş hayatına başladığım günden bu yana 30 yıl geçti. 30 yıl önce, rekabet koşulları, bugünkü gibi değildi. Bilgiye ulaşım bu kadar hızlı ve kolay değildi. Dokuz saatlik ekran sürelerimiz yoktu. Şimdi hepimizin uzun saatler ekran başında zaman harcıyoruz ve firmalar, insanlarla ekranlar üzerinden sürekli iletişim halinde. Eskiden, ürünler, günümüzdeki kadar benzerlik göstermiyordu. Artık ürün seçeneği çok. Tasarımından kapladığı alana kadar, insanlar kendilerine en yakın olan ürünü arıyorlar. Teknik özellikler, verimlilik, dayanıklılık, satış sonrası hizmetlerin hızı ve kalitesi hala önemli faktörler. Müşteri hala satın alırken bunları da değerlendiriyor. Ama bugün, müşteriler internetin sunduğu imkanlarla kısa bir sürede satın alacağı ürünlerin tüm özelliklerini mevcut algoritmalar ile karşılaştırılabiliyor.

Dolayısıyla bunlar artık firmaların anlatabileceği faktörler olmaktan çıkarak hijyen faktör haline geldi. Hal böyle olunca insanlar bir ürünü seçerken o ürünün kendi hayatına, çevreye, aynı gezegeni paylaştığı diğer canlıların yaşamına nasıl dokunduğunu bilmek istiyor; markaların değerlerinin kendi değerleri ile uyumuna bakıyor ve buna göre seçimlerini yapıyor. Bu nedenle hikaye çok önemli. Markalar, kendi hikayelerini yaratabilmeli, hikayelerini samimi ve doğru bir biçimde anlatarak insanların duygularıyla ortak bir paydada buluşabilmeli.

2019, inşaat sektörünün ekonomik dalgalanmalar nedeniyle iç pazarda daralma yaşadığı bir yıl oldu. İnşaat sektörüyle bağlantılı olan iklimlendirme sektörü de bu durumdan etkilendi. 2020’de tam toparlanma sürecine girerken meydana gelen Covid- 19 salgını ile yeni bir zorlu sürece girdik. İklimlendirme sektöründe üretim ve ihracat nasıl etkilendi? Dış pazarda güç dengesi bundan sonraki süreçte nasıl bir değişim gösterecek? Öngörülerinizi paylaşır mısınız?

Pandemi sürecinin özellikle 2020’nin ikinci çeyreğinde olumsuz etki etmesine rağmen, sektörün yıl genelinde herhangi bir sorun yaşayacağını düşünmüyorum. Tam tersi, Türkiye’de makro ekonomik zorluklara rağmen sektörü hızlandıracak bir etken olduğunu düşünüyorum. Pandemiyle beraber evlerde daha fazla zaman geçirmeye başladık. Dolayısıyla evin konforu, iç ortamdaki hava kalitesinin çok daha önemli olduğu bir sürece girdik. Bu süreçte insanlar daha önce hiç akıllarında olmayan renovasyonları, pandemi döneminde hayata geçirmeye başladı. Bu da birçok diğer ürün gibi evlerimizdeki iklimlendirme çözümlerini de gözden geçirme ve teknoloji iyileştirerek enerji verimliliği elde etme isteğini arttıracaktır. Isıtma tarafı virüs ile ilgili olmamakla birlikte soğutma ve havalandırma tarafı virüsün yayılması ile ilgili tartışmaların konusu oldu ve olmaya devam edecek gibi görünüyor. Bugün sektördeki firmalar Ar-Ge çalışmaları ile geliştirdikleri yenilikçi çözümler sayesinde bu konuyu da sorun olmaktan çıkartacak uygulamaları hayata geçiriyorlar ve ilerideki dönemde farklı çözümler de üretilecektir. Yılın ilk iki çeyreğinde tedarik sorunları kaynaklı sevkiyat aksamaları olsa da özellikle yerli üretim yapan firmalar ithal malların azalmasından dolayı iç piyasada bir kayıp yaşamadılar. İhracata gelince, sektörde ihracatta rekabetin daha zorlu düşünüyorum. Dış pazardaki müşteriler de ülkemizde olduğu gibi aynı sorunları yaşıyor ve yerli ürünlere ve markalara daha çok rağbet ediyor. Bunu aşmak için ise biraz daha pazarlara marka yatırımı yapmak, orada kendini iyi anlatmak, iletişim kanallarını doğru kurmak ve müşteriye ulaşmak önemli olacaktır. Yeni pazara girişler biraz daha çaba gerektirecek. Toplam ihracatın çok fazla etkileneceğini düşünmüyorum ama iç piyasa kadar pozitif de olmayacaktır.

Eğitim, stratejik iş geliştirme, satış ve pazarlama yönetiminde önemli bir yer alıyor. Ürün satışlarının yapıldığı noktalardan son kullanıcıya vardığımızda, satış yapan noktanın son kullanıcıyla olan iletişimi sizce nasıl olmalı? Türkiye’de ihtiyaca yönelik ürün verme değil, ürün satma mantığıyla ilerleniyordu. İhtiyaca göre ürün belirleme noktasında neler düşünüyorsunuz?

Sektörümüz, teknik bir sektör. İyi mühendislerimiz, iyi ustalarımız var. Ama müşteri iletişiminin doğru kurulması da en az mühendislik ve ustalık kadar önemli. Müşteriye ihtiyaç duyduğu çözümü sunabilmeniz gerekir. İhtiyacı doğru tespit edebilmek, iletişimle alakalı bir durum. Bunun için müşteriye ürün sunarken ürün çeşitlendirmesini doğru yapmaktan, müşteriye doğru soruyu sorup, onu anlamaya, alınan yanıtları değerlendirmeye, fiyatlandırmaya kadar pek çok çalışma yapılmalı. Müşteri memnuniyeti de, iş ortaklarının memnuniyeti de, iş ortaklarının kazancım da, şehir bazında pazar pozisyonları da bu çalışmalarla pozitif yönde gelişecektir. Tüketici bir markayı tanıma sürecinde ilk araştırmayı internet üzerinden yapıyor. Bu araştırmayı yaptıktan sonra kendisine birkaç marka belirliyor. Ardından bunları gidip yerinde test etmek veya deneyimlemiş olan tanıdıklarından teyit etmek istiyor. Marka olarak tanınırlığınız yüksek olsa da online mecralarda doğru yerde doğru bilgiyi veremiyorsanız, eleniyorsunuz. Müşteri satın almak üzere dükkana girdiğinde kendisine hoş geldiniz diyen bir yetkili bulamazsa eleniyorsunuz. İhtiyaçları sormadan eldeki ürünü direkt satmaya çalıştığınızda eleniyorsunuz. İletişim ve müşteri deneyimi üzerindeki çalışmalar, öncelikle bu detaylardan kaynaklanan kayıpları önlemek üzerine yapılmalı. Bu kayıpları engelledikten sonra, müşteri karar verdiğinde, ürünün kalitesi, ustanın işini doğru ve temiz yapması noktasında da kazanıyorsanız, sürdürülebilir başarıyı yakalıyorsunuz. Başarıyı yakalamak için ilk başta kaybetmemek gerekir. Kaybetmemek içinse eğitim çok önemli. Sektörde bunun eksiğini çok görüyorum. Herkes hala satışın doğal ve kolay bir şey olduğunu düşünüyor ama maalesef işin gerçeği bu değil. Bu eğitim eksikliği bize hem ihracatta hem de iç piyasada problem yaratıyor; markaların da büyümesini engelliyor, sektörümüz teknik eğitime ne kadar yatırım yapıyorsa, onun yarısı kadarına da müşteri deneyimi, müşteriyi anlamak, müşteriyle iletişim kurmak ve doğru satışı gerçekleştirmek üzerine yatırım yapmalı.

Çevre, tüm dünyada çok önemsenen bir konu haline geldi. Çevreyi koruma noktasında hem enerji tüketimi hem de yaşanılır bir çevrenin sürdürülebilirliği noktasında insanların bilinçlenmesi gibi konuları ele alacak olursak, derneklerde ve firmalarda uzun süre yöneticilik yaptınız. Enerji verimliliği noktasında ülkemizde sizce neler yapılmalı?

Maalesef enerji verimliliği konusunda yapılan çalışmaların ve uygulamaların halen gerektiği kadar yeterli olmadığını düşünüyorum. Kamuoyunda bilincin artması gerekiyor. Bu konudaki farkındalık artırılmadığı müddetçe, atabileceğimiz adımlar kısıtlı.

Burada da sektörün tüm paydaşlarına görev düşüyor. Senelerdir enerji verimliliğinin önemini konuşuyoruz. Önümüzdeki yıllarda da bıkmadan, usanmadan, tekrar tekrar hepimizin aynı şeyi söylemesi gerekiyor. Diğer taraftan kontrol mekanizmalarının denetimleri arttırarak; yönetmeliklere, kanunlara uymayarak aykırı hareket edenlere ciddi ve ivedi bir şekilde yaptırım uygulaması gerekiyor. Denetimler yetersiz olduğu müddetçe yapılan çalışmaların kağıt üzerinde hiçbir faydası yok. Birçok STK de aynı şekilde denetimlerin ve enerji verimli teknolojilerin nasıl geliştirilebileceği noktasında çalışmalar yapıyor. Ama tüketici bilinçli olmadığı ve denetimlerin yeterli olmadığı müddetçe, çalışmalar etkili olmuyor. Ben bugün iklimlendirme sektöründe ürünlerle ilgili bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Konu binalarımızın ne kadar enerji verimli olduğu ile ilgili. Dolayısıyla iklimlendirme sektörü alanından çıkıp, konu inşaat sektörüne kayıyor. Eski binalarda oturan insanlara, enerji kimlik belgelerinin verilmesi ve yaşadıkları binayı, hayatı etkilemeden, on binlerce binayı yıkmadan iyileştirecek çözümlerin operasyonel, finansal olarak üretilmesi, sunulması lazım.

Pandemiden sonraki önemli gündem maddelerinden biri, yatay mimari. Yatay mimariye geçişle birlikte iklimlendirme cihazlarında kullanım değişir mi?

Yatay mimarinin olduğu yerde, iklimlendirme çözümlerinin uygulaması da kolaylaşıyor. Kompakt tasarımlar ön plana çıkıyor, yükseklikler azaldığı için daha kolay çözümlerle sonuca ulaşılıyor. Verimlilik artıyor. Yatay mimariye geçişte BEP Yönetmeliği içerisinde yer alan maddelerdeki uygulamalar da değişiyor. Yüksek bir binada uygulanması gereken sistemler ile yatay mimariye geçtiğinizde uygulanması gereken sistemler farklı. Türkiye iklimlendirme sektörüne baktığınızda her iki duruma da uyum sağlayabilecek ürünler var. Bu sebepten yatay mimariye geçiş olur ise sektörün herhangi bir sıkıntı ile karşılaşacağını düşünmüyorum.

 


Yükleniyor...
Yükleniyor...